Panik atak anında ne yapılmalı? Panik atağı yatıştırmak, nefesi düzenlemek...
Devamını Oku
Günün en sıradan anlarından birinde; belki metroda kitap okurken, belki masanızda çalışırken ya da gece uykunuzun tam ortasında… Aniden kalbinizin yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladığını, göğsünüzde ağır bir baskı hissettiğinizi ve nefesinizin yetmediğini deneyimlediğiniz o anı hatırlıyor olabilirsiniz. O kısacık dakikalar içinde zihninizden “Kalp krizi geçiriyorum”, “Aklımı kaybediyorum” veya “Kontrol tamamen elimden gidiyor” gibi oldukça dehşet verici düşünceler geçer.
Eğer bu satırları okurken “Evet, tam olarak bunu yaşıyorum” diyorsanız, öncelikle bilmenizi istediğim çok önemli bir şey var: Yalnız değilsiniz ve yaşadığınız bu durum klinik psikoloji alanında en sık karşılaştığımız, doğasını çok iyi tanıdığımız bir süreç.
Bu deneyim, bedeninize ya da zihninize zarar veren bir “hastalık” değildir; daha ziyade bedeninizin sizi hayatta tutmak için tasarlanmış o muazzam güvenlik sisteminin (savaş ya da kaç tepkisi), ortada somut hiçbir tehlike yokken ‘yanlış alarm’ vermesidir. Bedeniniz, sanki karşınızda vahşi bir hayvan varmışçasına alarm durumuna geçer, adrenalin salgılar ve sizi korumaya çalışır. Ancak dışarıda bir tehlike göremediğiniz için bu yoğun bedensel duyumları bir “içsel felaket” olarak yorumlarsınız. Psikoterapi süreci, bu yanlış alarm sistemini yeniden kalibre etmenize ve bedeninize güvenmeyi yeniden öğrenmenize alan açar.
Panik atak, tek seferlik bir deneyim olarak kalabileceği gibi, zamanla kişinin hayatını kısıtlayan bir döngüye de dönüşebilir. “Ya tekrar olursa?” şeklindeki o sinsi beklenti anksiyetesi, aslında atağın kendisinden daha yorucu hale gelir. Eğer aşağıdaki durumlardan bazılarını hayatınızda gözlemliyorsanız, profesyonel bir çalışma alanı açmanın vakti gelmiş demektir:
Pek çok danışan, ilk seansa gelirken haklı olarak “Konuşmak bu durumu nasıl değiştirecek?” düşüncesini taşır. Bizimle yürüteceğiniz psikoterapi süreci, sadece geçmişten bahsettiğimiz bir sohbetten ibaret değildir; karşılıklı güvenin inşa edildiği, aktif, yapılandırılmış ve bilime dayalı bir işbirliğidir.
Güvenli Alan ve İlk Adımlar (Değerlendirme) Sürecimiz, sizi tüm yönlerinizle tanımaya ayırdığımız kapsamlı bir değerlendirme ile başlar. İlk ve en önemli hedefimiz, terapi odasının (ister fiziksel ister dijital olsun) sizin için yargılanmadığınız, anlaşıldığınız tamamen güvenli bir alan olmasıdır. Terapistiniz, panik döngüsünün sinir sisteminizde nasıl çalıştığını detaylı ama anlaşılır bir dille anlatır (Psiko-eğitim). Karşılaştığınız durumun anatomisini bilmek, bilinmezliğin yarattığı o karanlık korkuyu büyük ölçüde dağıtır.
Düşünce, Beden ve Duygu Üçgeninde Çalışmak İlerleyen seanslarda, atak anında zihninize üşüşen o “felaket senaryolarını” mercek altına alırız. Bu otomatik düşünceleri esnetmek ve yerine daha dengeli yorumlar koyabilmek sürecin belkemiğidir. Eş zamanlı olarak, sinir sisteminizi regüle etmenize (dengelemenize) yardımcı olacak nefes teknikleri, bedensel gevşeme ve an’a dönme (grounding) pratikleri gibi somut başa çıkma becerileri üzerine çalışırız.
Seans Standartlarımız ve Ritim Danışanlarımızla yürüttüğümüz görüşmeler, uluslararası standartlara uygun olarak 50 dakika sürer. Başlangıçta genellikle haftada bir gün olarak belirlediğimiz bu ritim, sizin edindiğiniz yeni becerilerle güçlenmenize paralel olarak, zamanla iki haftada bire ve sonrasında ayda bire doğru esnetilir. Amacımız, sizi terapiye bağımlı kılmak değil, kendi hayatınızın kaptanı olmanız için gereken enstrümanları size kazandırmaktır.
Kaygının ve panik hissinin hayatınızı, hayallerinizi ve ilişkilerinizi sınırlandırmasına seyirci kalmak zorunda değilsiniz. İçinizdeki o başa çıkma gücünü yeniden keşfedeceğiniz, profesyonel ve şeffaf bir çalışma alanı için yanınızdayız.
Danışanlarımızı İstanbul Kadıköy Suadiye’deki kliniğimizde yüz yüze ağırladığımız gibi, nerede yaşarsanız yaşayın online psikoterapi ayrıcalığıyla dijital ortamda da destek sunuyoruz. Tamamen gizlilik esasına dayanan, sizi anlayan ve yargılamayan bir ortamda psikolojik destek sürecinize başlamak için ilk adımı bugün atabilirsiniz.
Bu, danışanlarımızdan en sık duyduğumuz ve en haklı kaygılardan biridir. Ancak bilimsel yanıt çok nettir: Hayır, hiçbir zarar gelmez. Panik atak anında yaşadığınız kalp çarpıntısı veya nefes darlığı gerçektir, ancak tehlikeli değildir. Bedeniniz sadece yoğun miktarda adrenalin salgılamaktadır. Bu durum kalp krizine dönüşmez, bayılmanıza veya aklınızı kaybetmenize yol açmaz. Bedeninizin alarm sisteminin gürültülü ama zararsız bir provasıdır.
Terapi odasındaki süreç salt bir “konuşma ve dertleşme” eylemi değildir. Zihninizin olayları yorumlama biçimi, doğrudan sinir sisteminizi ve hormonlarınızı etkiler. Bizler seanslarda, beyninizin tehdit algılayan merkezini (amigdala) yeniden eğitiyoruz. Duygu ve düşünce regülasyonunu öğrenmek, bedenin fiziksel olarak verdiği o yoğun tepkilerin zamanla sönümlenmesini sağlar. Size, günlük hayatta uygulayabileceğiniz bilimsel ve yapılandırılmış beceriler kazandırırız.
Psikoterapi sürecinin ana hedefi, danışanın kaygı döngüsünü tanıması ve bu döngüyü kırma gücünü eline almasıdır. Yeni başa çıkma becerileri edindiğinizde, bedensel duyumlar sizin için korkutucu birer kriz olmaktan çıkar. Panik atağın doğasını anladığınızda ve “korkmaktan korkmayı” bıraktığınızda, o sınırlanan yaşam alanınız yeniden genişler; sosyal yaşamınızın ve günlük rutinlerinizin kontrolü tamamen size geçer.
Atak anında zihin sürekli içinize, bedeninize ve felaket senaryolarına odaklanır. O an yapabileceğiniz en etkili şeylerden biri “Topraklanma (Grounding)” tekniği ile dikkati dış dünyaya çevirmektir. Etrafınıza bakın ve sesli olarak; görebildiğiniz 5 farklı objeyi, dokunabildiğiniz 4 yüzeyi, duyabildiğiniz 3 sesi sayın. Buna ek olarak, nefesinizi yavaşlatmak sinir sisteminize “güvendeyiz” mesajı verir. Burnunuzdan içinizden 4’e kadar sayarak nefes alıp, dudaklarınızı büzerek 6’ya kadar sayarak yavaşça vermeyi deneyebilirsiniz.
Panik atak çoğu zaman “bardaktaki son damla” gibidir. O an dinleniyor, televizyon izliyor veya keyifli bir ortamda olabilirsiniz; ancak sinir sisteminiz uzun süredir devam eden bir stres yükünü, ifade edilememiş duyguları veya aşılmış sınırları biriktirmiş olabilir. Zihniniz uzun süreli bir “savaş ya da kaç” modunda kaldığında, sistem artık ufak bir bedensel değişimi bile (örneğin hafif bir çarpıntı veya nefes değişimi) yanlış yorumlayarak büyük bir alarm verir. Sürecimizde, bu görünmez birikimlerin kaynağını bularak sinir sisteminizi yeniden güvende hissettirmeyi çalışıyoruz.
En yaygın belirtiler; aniden bastıran yoğun kalp çarpıntısı, nefes alamama (boğulma) hissi, göğüste baskı, terleme, titreme, baş dönmesi, bedene yabancılaşma (sanki rüyadaymış gibi hissetme) ve “aklımı kaybedeceğim” veya “öleceğim” şeklindeki felaket düşünceleridir. Eğer tıbbi (kardiyolojik) kontrollerinizi yaptırdıysanız ve fiziksel bir sorun bulunamadıysa, yaşadığınız durum psikolojiktir. Kalp krizinden en büyük farkı süresidir; panik atağın yoğunluğu genellikle ilk 10 dakikada zirveye ulaşır ve bedenin alarm sisteminin yorulmasıyla yavaş yavaş sönümlenerek biter.
Evet, buna psikolojide “Nokturnal (Gece) Panik Atak” adını veriyoruz ve oldukça sık karşılaştığımız bir durumdur. Uykuya daldığımızda beynimiz gün içindeki kaygıları, stresleri ve duygusal yükleri işlemeye devam eder. Ayrıca uyku evreleri arasındaki geçişlerde bedende doğal olarak meydana gelen ritim değişiklikleri (kalp atışının veya solunumun yavaşlaması), hassaslaşmış bir sinir sistemi tarafından “tehlike” olarak algılanabilir. Uykudan nefes nefese uyanmak korkutucu olsa da, tıpkı gündüz yaşanan ataklar gibi tamamen zararsızdır.
Sıklıkla birbirine karıştırılsa da ikisi farklı dinamiklere sahiptir. Genel kaygı (anksiyete); genellikle geleceğe yönelik “Ya şöyle olursa?”, “Ya başaramazsam?” gibi düşüncelerin yarattığı, zamana yayılan ve arka planda sürekli devam eden bir huzursuzluk halidir. Panik atak ise belirli bir düşünceye bağlı olmaksızın aniden ortaya çıkan, çok şiddetli bedensel belirtilerin eşlik ettiği ve kişinin o an “şimdiki zamanda” büyük bir felaket yaşayacağına inandığı kısa süreli ve çok yoğun krizlerdir. İki durumun psikoterapi sürecindeki çalışma adımları birbirine benzer ancak odak noktaları farklılık gösterir.
Birçok danışanımız, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) gibi etkinliği kanıtlanmış psikoterapi yaklaşımlarıyla, herhangi bir tıbbi desteğe ihtiyaç duymadan bu süreci başarıyla yönetme becerisi kazanmaktadır. Psikoterapi, atağın zihinsel köklerini fark etmenizi, bedeninizin verdiği yanlış alarmları yeniden yapılandırmanızı ve ataklardan kaçınmak yerine onlarla sağlıklı bir şekilde yüzleşmenizi sağlar. Ancak kaygı seviyenizin günlük yaşam işlevlerinizi tamamen durma noktasına getirdiği çok yoğun durumlarda, süreci desteklemek adına sizi bir psikiyatriste yönlendirerek ortak bir çalışma yürütebiliyoruz.
Kesinlikle. Modern klinik psikoloji araştırmaları, yapılandırılmış bir online psikoterapi sürecinin yüz yüze görüşmeler kadar etkili olduğunu kanıtlamaktadır. Hatta agorafobi (alan korkusu) veya dışarı çıkma kaygısının yoğun olduğu dönemlerde, danışanın kendini en güvende hissettiği alandan; kendi odasından ekrana bağlanması, sürece başlama cesaretini artırır ve süreci oldukça kolaylaştırır.
Süreci birlikte değerlendirmek ve randevu oluşturmak için benimle hemen iletişime geçebilirsiniz.
Panik atak anında ne yapılmalı? Panik atağı yatıştırmak, nefesi düzenlemek...
Devamını OkuPanik bozukluğu olan bireylerde kişilik özellikleri ve bilişsel çarpıtmalar nasıl...
Devamını Oku